Doyamadım Ben Sana

Hacı Mehmet Çesmesinden inersin,
Yükünü de yüklenirde gidersin,
Güngörmezde sumağını biçersin.

Güngörmezin daşlarıda bereli,
Akşam geçtim ağaçları yaralı,
Suları da akıp gider dereli.

Kızlar Çeşmesinin menekşeleri tütüyor,
Gönül genç olsa da, ömür bitiyor,
Havanı da alsam içim geçiyor.

Çeşmenin de başında içen suyunu,
Açarsın azığını savarsın öğünü,
Fazla durma, yolda görürsün gününü.

Kızlar Pınarının soğuk suyunu içersin,
Kekliği de nasıl öter duyarsın,
Bir ara kendinden bile geçersin.

Az sonra Circir’ e varırsın,
Menekşesi açmış sen de görürsün,
Kendini de sarhoş gibi bulursun.

Elmalıca’ya varır dinlenirsin,
Ötüyor kuşları: Dinler, imrenirsin,
Yaylamı görünce inlersin.

Akşam olmuş, yellerinde esiyor,
Kartal olmuş kanadını açıyor,
Dumanında tepene çöküyor.

Kış gelince yollarında uzanır,
Arkamda da canavarın dolanır,
Benim gönlüm ancak senle uslanır.

Ütükte de Yusuf Kuşu seslenir,
Katranlarda dişi kuşu uslanır,
Canavarı senin ile beslenir.

Yaylamın da dumanı da gitmiyor,
İçimdeki sızı onsuz bitmiyor.
Dumanında kışın neden tütmüyor?

Katranların taşları da çakıllı,
Zambağı da içinde sekili,
Bulamadım senin gibi akıllı.

Ekşi Elmaya varıp baksana,
Taşında kekiği çıkmış, yolsana!
Sen de burda biraz kalsana.

Kuşkonmaz mantarı çıkmış, başı pareli,
Kırmızı lalesi zaten buralı.
Benim gönlüm burada yaralı.

Bulamadım bende yalnız alanı,
Kimse yokki soramadım, Beleni.
Kabul etme benden başka geleni.

Lalesi, sümbülü açmış tüter mi?
Çiğdemi de nazlı olmuş kaçar mı?
Benim günüm senden ayrı geçer mi?

Güz gelince çiçekleri açar mı?
Akşam olur karanlığın basar mı?
Yüreğimde yare olmuş açar mı?

Soramadım kış gelince derdini,
Kimse bilmez benden başka halini,
Hasta oldum bulamadım yolunu.

Benden başka kimse bilmez halini,
Kış gelince bulamadım yolunu,
Dumanından bilemedim evimi.

Yağmur yağar yerlerinde ıslanır,
Kış gelince dağlarında karlanır,
Benim gönlüm senin ile uslanır.

Yaylamında yolları da uzanır,
Ağaçları kalem olmuş sulanır,
Yaşlıları benim gibi dolanır.

Kış gelince dallarında sallanır,
Bahar geldi sürgünlerin gürlenir.
Ağaçları birbiri ile pürlenir.

Karayolun ağaçları yeleli,
Domuzu da arasında sıralı,
Patlak Otu taşlarında sıralı.

Yaylamın ağaçları aralı,
Ayısı da Aşağı Oluk’ ta dayalı,
Günüm geçiyor da sinem yaralı.

Yiğitsininden çıktım başım belalı,
Türbeye vardım, Emirışık yaralı,
Kuruçay Yaylasını gördüm: Pireli.

Göremedim ben de senin yazını,
Alanında güdemedim koyun ile kuzumu,
Bilemedim bende senin sızını.

Yaylanın ağaçları oyalı,
Taşları da birbirine dayalı
Bir adam geliyor acep nereli?

Kavut Daşının çıktım başına,
Kartalı da kondu benim başıma,
Şahinin de neden düştü peşime?

Yağmur yağar üzerinde ıslanır,
Silahında sonradan paslanır,
Benim gönlüm ancak burda beslenir.

Zıybıncağın selleri de köpürür,
Bulduğunu alır gider götürür,
Kalanını da sana karşı getirir.

İçerim neden doldu bilmedim,
Akan gözyaşımı bende silmedim,
Etrafıma bakıp bakıp gülmedim.

Hasta oldum dermanımı versene,
Aşağıda mor mantarı çıkmış yolsana,
Benden başka gelenini bilsene.

Kış gelince yollarında bitmiyor,
Adam bulamadım kimse gitmiyor,
Gönlüm seninle, ama gücüm yetmiyor.

Sende bulamanda benim gibi yazanı,
Akşamları çıkar gece gezeni,
Bulaman sen benim gibi Ozanı.

Ağlarım ağlarım ben sanada çare bulamam
Altı günde de ben seni yazamam
İçerime sığmazsınki, kafamıda bozamam

Anarım da ben de seni anarım,
Aklımdan geçenin azını da yazarım,
İstiyorsan eğer; Romanını yazarım.

Bundan sonra ben yazını yazamam,
İhtiyarladım da yokuşunu çıkamam,
Gözüm görmez ben de seni bulamam

Armutlu’nun taşları da ağarır,
Ardıçları bana karşı bağırır.
Belitli Düzüm de neden sararır?

Yaylamında ağaçları sunadır,
Göğelekleri sizi neden kurutur?
Çare bulsam onları eritir.

Yaylamında çimenleri sulanır,
Dikenleri etrafına ulanır.
Evleri de birbirine dolanır.

Yaylamında tepesine varılmaz,
Herkes seni arasa da bulunmaz.
Dillere destan oldun bilinmez…

Kış gelince izlerinde örtülür,
Dertlerimde içerime dökülür,
Seni bulamazsam, ciğerlerim sökülür.

Sandıoluğunun itburnusu açar mı?
Yamacında tavşanı da kaçar mı?
Çiçeğinde arısı da uçar mı?

Aşağıoluğun karamıkları açar mı?
Domuzların buralardan geçer mi?
Yarpuzların bu senede tüter mi?

Göklenin’ de etrafı yeşildir,
İçerisi yamaçlıda çukurdur,
Suyunu içen Göde’lerin çakırdır.

Yaylamında Alanlarda koyunları yayılır,
Oğlakları yamaçlarda çağrışır,
İneklerin uzaklarda böğrüşür.

Yaylamında dikenleri açar mı?
Adama da iğne gibi batar mı?
Zehirini içime de saçar mı?

Menezgenin yelleri de esiyor,
İhiltisi yüreğime çöküyor,
Hasretini içerime döküyor.

Bahar geldi göçelim yaylama,
Köpekleri salalım Alan’a,
Bakalım gönlümde kalan yarama.

Gavut Taşından çıktam alamet,
Sana kimler etti hıyanet?
Buralardan heryerlere selamet.

Yaylamın aşkınada yanarım,
Yalnız da mecnun gibi gezerim,
Kimselere haber etmeden giderim.

Gezerim, gezerim bende yalnız gezerim,
Kimseden almadım satırları kendim yazarım,
İçerim donuktu bende Sana ağlarım.

Satırlarıma yazsam sığmaz yazını,
Göremedim baharını kışını,
Hiçbir yerde bulamadım eşini.

Kimseden alamadım senin yazını,
Bilirim bende senin kışını,
Aklımdan geçirir senin Düşünü.

Yeter Abdullah bu kadar yeter,
Hepsini yazacak olsam kalemim biter,
Bulunmaz gecesi, gündüzü… yeter!

Abdullah ÖNCÜ, MART 2006
KARACAKUYU KÖYÜ